Aşk gidiyor bizden…

Lafı hiç dolaştırmadan söyleyeyim. İlişkilerde yapılan en büyük hata, aşkı ilişkinin başındaki haliyle korumaya çalışmaktır.

İnsan aşıkken gözünün önüne bir perde iner adeta. Ne halt edeceğini bilemez. Bir işi yaparken nasıl yaptığıyla ilgilenmez artık. Onun için önemli olan hızlıca yapıp bitirmektir. Bir yere gidiş amacının önüne geçer dönüş merakı. Hayatının tek önceliği sevgilisidir çünkü. Yaşamında konu olabilecek başka ne varsa geri plana atar. Aldığı nefes sevgiliye endekslenmiştir artık. Bir takım kimyasal reaksiyonlar aşık insanın kontrolünü ele geçirmiştir. Salgılanan oksitosin hormonu bu duruma bir sarhoşluk hissi ekler. O dakikadan sonra sevgilisinin evini gözü kapalı bulur işte. Gözü kapalı tanır onu en kalabalıklarda. Zifiri karanlıklarda kokusuna teslim olur.

Ancak aşk başladığı anda buna ilk tepkiyi aşık insanın vücudu verir. Aşkı bir tehlike gibi algılar aslında ve objektif bakarsak haksız da değildir. İnsan aşık olunca başına geleceği herkesten önce kendisi bilir. Ama göze alır. Sevgilinin uçurum gözlerine baktığında düşeceğini bilmek gibidir bu. Pervane misali ateşe koşarken yanacağını bilmek gibidir… Bu bilgi vücudu ikiye ayırır işte. Bir yanı aşk sarhoşu ederken insanı, diğer yanı bu tehlike sinyalinin baskısıyla adrenalin sağanağına tutar. Geriye kan ter içinde bir sarhoşluk hali kalır avuçlarında. Atsa atamaz, satsa satamaz. Bu çelişkili zaaf insanı yiyip bitirir. Ve günün sonunda hayatta kalma içgüdüsüyle hareket eder insan, aşkı yavaş yavaş yitirir. Bunu ne kötülük olsun diye, ne sevdiğini üzmek için, ne de bir başkasına tutuldu diye yapar. Tek gayesi hayatını idame ettirebilmektir. Bu yüzden yıllarca sürecek bir aşktan bahsetmek bence mümkün değildir. Bir pil gibi yuvasına girdiği anda tükenmeye başlar. Kavuşulmuş aşk uzun süre sürdürülebilir bir duygu değildir!

Ben de romantizm kayığına binip en güzel aşk şarkılarını söylemeye bayılıyorum ama eğri oturup gerçekleri konuşmanın zamanıdır. Rasyonaliteye iman etmiş bir mühendis kafasıyla, gözlemlerimizi ve damarlarımıza zerk edilmiş romantizmi harmanlama günüdür bugün; aşktan yanma değil mümkünse faydalanma günüdür.

Peki hal böyleyken insanın elinden ne gelir? Aşk genelde tek taraflı başlayan bir duygudur. Bir insan aşık olur ve elinden geleni ardına koymaz. Bu aşkın muhattabı ise kendisine sunulan bu aşka aşık olur.

Peki karşısındaki insanın aşkına aşık olan kişi, bu aşk zamana yenik düştükçe ne yapabilir? Bunun cevabı acı ve basittir: Hiçbir şey! Bu noktada çırpınmak fayda etmez artık, aşk insanın gözünün yaşına bakmadan sızım sızım sızlayarak diner.

Öyleyse sırtını aşka dayamamalıdır insan, karşısındakini sadece ona yaşattıkları için sevmemelidir. Bu sürdürülebilir olmayan dayanaklar üzerine inşa edilen her şey günün sonunda yıkılmaya mahkumdur. Aşk, insana karşısındakinin ruhunun derinliklerini keşfetme zamanını verir. İşte orada insanı sevecek bir şeyler bulabiliyorsanız -gerçek anlamda sevgi tek ölümsüz duygudur- o zaman aşk görevini başarıyla tamamlamış demektir. Aşk dönemini, o sarhoşlukla yüzeylerde geçirenlere ise kaçınılmaz son geldiğinde acı bir ayrılık, biraz da hüzün kalacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.